Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/nurettin/public_html/wp-includes/default-filters.php:175) in /home/nurettin/public_html/wp-content/plugins/postratings/postratings.php on line 825
2009 Ağustos | Nurettin Özdoğan

Arama Sonucu

31/08/2009

Başarılı insanlar nasıl çuvallar?

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

Bu sorunun çok net bir cevabı var: Kendilerini “Vazgeçilmez” sanarak.  

Ben yetenekli olup da kendilerini “Vazgeçilmez” olarak gören insanlara çok üzülürüm.

Çünkü bilirim ki bu adamların egoları kendilerini öldürecek kadar tehlikelidir.

Şöyle bir gazetelere bakın… Ortalık kendilerini bir zamanlar “Vazgeçilmez” olarak gören insanların dramını yansıtan haberlerden geçilmiyor…

Perişan duruma düşmüş ünlü bir eski Yeşilçam oyuncusu

Bir zamanlar Türkiye’nin en zenginler listesine girmiÅŸ ÅŸimdi borçlarıyla yaÅŸayan bir iÅŸadamı

Kapı dışarı konulan kendisini bir zamanlar “Tanrı yazar” olarak gören Türkiye’nin en çok okunan köşe yazarı

Åžu anda hapishanede yatan bir zamanlar Dünya’nın en baÅŸarılı CEO’larından biri olan kabul edilen eski bir üst düzey yönetici

Bu adamların öykülerindeki en ortak ve en bilindik nokta: Kendilerini bir zamanlar “Vazgeçilmez” sanmalarıydı…

Ama unuttukları ya da atladıkları birşey vardı, o da kimsenin vazgeçilmez olmadığıydı.

İşin en acısı da bu adamlar birilerinden ”Vazgeçilebilinirsin” mesajını aldığı zaman saÄŸa sola saldırmasıdır.

Ne yapacaklarını şaşırırlar.

Arka tarafta oyunlar kurarlar ama oyunları bozulduÄŸu zaman “Zavallı” durumuna düşerler…

O tehlikeli egoları yüzünden her hamle yapışlarında öldürücü darbeye daha da yaklaşırlar…

Bu aşamada ne yeteneği ne de geçmişteki başarıları birilerinin umrundadır.

Bu hayatın her alanında vardır.

Yarın birgün bir zamanlar o ÅŸirkete milyon dolarla kazandırmış olan ama kendini ”Vazgeçilmez” olarak gören bir CEO kapı dışarı da koyulabilir…

Ya da…

Ömrünün sonuna kadar mutlu olacağını düşünen “Bensiz asla yapamaz” diyen bir kadın erkeÄŸi tarafından terkedilebilinir…

“Vazgeçilmezlik” diye birÅŸey yoktur.

Çünkü “Mezarlıklar vazgeçilmezlerle doludur…”

30/08/2009

Hatırladıkça beni gülümseten 7 şey

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

BİR: Beni mutlu ve özgür kılan mesleÄŸi yani”GiriÅŸimcilik”i nasıl seçtiÄŸimi hatırladıkça… (Bir konferans dinliyordum çok sıkılmıştım, otel odama çıkayım bilgisayarda takılayım. Nasılsa diÄŸer oturuma çok var ÅŸu iÅŸ fikrimi ÅŸu giriÅŸimcilik yarışmasına yollayayım, belki tutar demiÅŸtim. Sanırım tuttu.)

İKİ: Geceleri hayata geçirebileceÄŸim yeni fikirler bulup heyecandan odamı turladığımı hatta zıpladığımı hatırladıkça… (Sırf bu yüzden daha büyük odalı bir eve geçtiÄŸimi belirteyim.)

ÜÇ: Annemin medyada benle veya ÅŸirketimle ilgili haberleri, köşe yazılarımı okuduÄŸunda ya da TV’de beni izlediÄŸinde “Ben ne kadar güzel bir çocuk doÄŸurmuÅŸum Osman ya” diye babama artistlik yaptığını hatırladıkça… (NÅžA’da Annem beni hiç beÄŸenmez, geleceÄŸim noktasında ise çok karamsar.)

DÖRT: Yazma çizme olaylarına nasıl ve ne amaçla girdiÄŸimi hatırladıkça… (Bunu kimse bilmiyor, gaza gelip yazacaktım ama son anda vazgeçtim:)

BEÅž: Birgün basın bülteni olarak yayınlamayı çok istediÄŸim “Bu adamdan bir cacık olmaz” lar listesini güncel bir ÅŸekilde hatırladığım zaman… (Kendime kızdığım zaman içimdeki adamı tehdit ediyorum: “Akıllı ol, yoksa seni de bu listeye eklerim”:))

ALTI: Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar sevdiÄŸim kadınların, dostlarımın, arkadaÅŸlarımın ismimi andıkları zaman yüzlerinin gülümsediÄŸini hatırladıkça… (Bunun bir açıklamasını onlara bırakıyorum, zira sebebini bilmiyorum…)

YEDİ: Anne, babamın dünyanın en temiz ve en ÅŸefkatli kalbe sahip olduklarını hatırladıkça… (Mizahi taraflarının ağır basması sebebiyle de beni kahkahalara boÄŸduÄŸu anlar çok oluyor.)

24/08/2009

Kendimi medyada neden tasfiye ettim?

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

Evimin çok yakınındaki DoÄŸatepe’deki bir sekide oturmuÅŸ bir arkadaşımla çekirdek çitliyoruz…

Bir an hayatımın en özgür hissettiğim dönemde olduğumu da farkettim bu eşsiz Boğaz manzarasına dalmışken.

Bu dönemimi geçmiÅŸte aldığım bazı kararlara borçluyum, anlatayım…

Gazetecilik denilince akla gelen ilk kelimelerden biri “Özgürlük”tür. Ama ne acı ki özgürlükten en az nasibini almış meslek grubu ‘Gazetecilik’tir.

Haftalardır en az Kürt açılımı kadar gündemde olan “Tasfiye edilecek gazete(ci)ler listesi” medyayı bir hayli meÅŸgul etti.

Medya sektörü yıllardır yapılan gazetecilik modelinin çökmek üzere olduÄŸunu artık anladı. İlk tartışmayı baÅŸlatan Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı oldu. Dumanlı, ne tür gazetecilik yapan kiÅŸilerin tasfiye edileceÄŸini yazdı. ErtuÄŸrul Özkök‘ten Serdar Turgut‘a HaÅŸmet BabaoÄŸlu‘ndan Mehmet Barlas‘a kadar neredeyse bu konuda kalem oynatmayan köşe yazarı ve gazeteci kalmadı.

Tartışmalar hararetle devam ediyor. Bu konu halkın ya da gençlerin ne kadar gündeminde bilemiyorum, - ki hiç sanmıyorum- medyaya bir şekilde bulaşmış kişiler tarafından son dakikaları kalan bir maçın heyecanı gibi pür dikkatle izleniyor bu tartışma.

Medya sektöründen haberler gazete sayfalarını ve köşelerini doldurmayı çok sever. Bu haberlerin kaçı halkı ilgilendiriyor, bir türlü anlamış deÄŸilim. Defalarca haber toplantılarına girdim, birçok muhabirin bir medya haberi için yanıp tutuÅŸtuÄŸunu gözlemledim. Bu bana nedense “Kendileri çalıp, kendileri oynuyor” sözünü hatırlatırdı…

Herneyse…

Bir dönem gazeteciliÄŸin heyecanına kendimi fena kaptırmıştım. Genç yaÅŸta popüler bir köşe yazmanın vermiÅŸ olduÄŸu gazdan olsa gerek birgün iyi bir gazeteci olacağımın, gelecekte Türkiye’nin en kaliteli Genel Yayın Yönetmen’lerinden biri olma hayallerini kurardım saf saf.

Hatta bir ara herÅŸeyi bırakıp tam zamanlı gazetede çalışma kararı almıştım ki birkaç kez direkten döndüm. (Åžimdi o günleri hatırladıkça derin bir “oh” çekiyorum.)

Sonradan Türkiye’deki medya sektörünün çalışma prensibini ve iç yüzünü çözünce bu dünyanın bana göre olmadığı gerçeÄŸi ile yüzleÅŸtim. Buna çökmekte olan bir gazetecilik modelini eklediÄŸinizde resim tamamlanıyordu.

Bunu çok sevdiÄŸim ve saygı duyduÄŸum o günün Zaman Gazetesi Genel Yayın Editörü, ÅŸimdinin Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü ve Zaman Köşe Yazarı Abdulhamit Bilici ile paylaÅŸmıştım. Abdulhamit Abi, “Nurettin, geleceÄŸin gazeteciliÄŸin senin gibi yeteneklere ihtiyacı var.” demiÅŸti.

O gün kendimi medyada tasfiye etmiştim zaten ben.

O güne kadar şimdiki o çok çok büyük köşe yazarların korkusu bendeniz de vardı. Neydi o korku? Birgün o köşeyi kaybetmek.

O günden sonra hiç umrumda olmadı. Karar vermiştim, gazetecilik yapmak istemiyordum artık.

Sadece uzaktaki aileme ve beni okuyan onbinlerce gence büyük bir heyecanla “Nurettin bugün ne yazmış acaba?” dedirtememek beni üzecekti.

Nitekim öyle oldu, ama olsun varsın…

Şimdi ufak bir kanalda program yapıyorum. Ama ondan da yakında ayrılım sanırım, çok sıkıldım.

Yine büyük bir gazetenin üniversitelerde dağıtılan ekinde yazıyorum, kendi şirketimin anlaşması üzerine.

İstesem sırf medyada olmak uÄŸruna esamesi okunmayan günlük bir gazetede ya da bir TV’de bulunurum, o imkana da birkaç kez sahip oldum. Ama ben kararımı vermiÅŸtim bir kere.

Amerika’da gazetecilikle baÅŸlamış sonra internet giriÅŸimciliÄŸine geçiÅŸ yapmış bir neslin Türkiye’deki devamıyım ve bundan çok mutluyum…

Åžunu biliyorum ki benim neslimin yetenekli genç gazetecileri bu konuyu çok düşündü: “Bize burada gelecek var mı?”

Benim gibi gerçekle yüzleÅŸince birçoÄŸu kendini tasfiye etti…

“Tasfiye edilecek gazete(ci)ler listesi”ne bunu da ekleseler iyi olur.

Çünkü unutmuşlar!

Bir köşe yazımda Barack Obama’nın gençleri nasıl kazandığını anlatmıştım.

Facebook’un kurucularından biri olan 25 yaşındaki Chris Hughes’ı transfer edip dijital medyadaki seçim kampanyasının başına getirmiÅŸti.

Obama’nın baÅŸarılı seçim kampanyasının arkasında tecrübeli insanlar olduÄŸu kadar smart gençler de bulunmaktaydı. Mesela bunlardan biri de 1981 doÄŸumlu Jan Favreau.

Bu adamın çok büyük rolü vardı Obama’nın baÅŸarısında. Obama’nın seçim kampanyasındaki tüm konuÅŸmalarının metin yazarıydı. (Speechwriter) Hatta o meÅŸhur sloganın da yaratıcısı: “Yes, We can”

Obama’nın “Düşüncelerimi okuyan adam” olarak tüm dünyaya tanıttığı Favreau, Obama’nın kelimeleri üzerindeki otoritesini saÄŸlıyordu. Tabi bu baÅŸarısından sonra Beyaz Saray’da onu havalı bir title bekliyordu: Director of Speech.

Obama’nın baÅŸarısındaki en büyük faktörlerden biri konuÅŸmalarıdır hiç kuÅŸkusuz. O bakımdan özelikle Jan Favreau’dan bahsetmek istedim.

Liderlerin konuşmaları, söylemleri, sloganları bizi bir hayli etkiler. Ama bunu sadece liderlere indirgemek ne kadar doğru ondan emin değilim.

Sadece liderler için deÄŸil baÅŸarıya ulaÅŸmaya çalışan her yolcu için “kelimeler” pek bir önem arz etmekte.

Benim fikrimi sorarsanız, başarının sırlarından biri konuşmalarda seçilen kelimelerde yatmakta!

Konuşma derken topluluğa karşı konuşmadan bahsetmiyorum. Bu ikili konuşmada olabilir, üstüne ya da altına yaptığın konuşma olabilir, ekibine yaptığın konuşma olabilir ya da bir satış görüşmesinde yaptığın sunum olabilir.

Seçtiğiniz kelimeler karşınızdakini yakalayabilirse o zaman işler yolunda gidiyordur demektir.

Bu kadar mesaj kirliliğin içinde doğru kelimeleri seçmek daha da elzem hale geldi günümüzde.

Sadece iş hayatında geçerli değil bu.

AÅŸk’ta bile bunun kodlarına rastlamanız olası.

SevdiÄŸiniz kadına baÅŸarılı bir ÅŸekilde “Seni seviyorum” demenin bile seçtiÄŸiniz kelimelerle iliÅŸkisi vardır.