Evimin çok yakınındaki DoÄŸatepe’deki bir sekide oturmuÅŸ bir arkadaşımla çekirdek çitliyoruz…
Bir an hayatımın en özgür hissettiğim dönemde olduğumu da farkettim bu eşsiz Boğaz manzarasına dalmışken.
Bu dönemimi geçmiÅŸte aldığım bazı kararlara borçluyum, anlatayım…
Gazetecilik denilince akla gelen ilk kelimelerden biri “Özgürlük”tür. Ama ne acı ki özgürlükten en az nasibini almış meslek grubu ‘Gazetecilik’tir.
Haftalardır en az Kürt açılımı kadar gündemde olan “Tasfiye edilecek gazete(ci)ler listesi” medyayı bir hayli meÅŸgul etti.
Medya sektörü yıllardır yapılan gazetecilik modelinin çökmek üzere olduÄŸunu artık anladı. İlk tartışmayı baÅŸlatan Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı oldu. Dumanlı, ne tür gazetecilik yapan kiÅŸilerin tasfiye edileceÄŸini yazdı. ErtuÄŸrul Özkök‘ten Serdar Turgut‘a HaÅŸmet BabaoÄŸlu‘ndan Mehmet Barlas‘a kadar neredeyse bu konuda kalem oynatmayan köşe yazarı ve gazeteci kalmadı.
Tartışmalar hararetle devam ediyor. Bu konu halkın ya da gençlerin ne kadar gündeminde bilemiyorum, - ki hiç sanmıyorum- medyaya bir şekilde bulaşmış kişiler tarafından son dakikaları kalan bir maçın heyecanı gibi pür dikkatle izleniyor bu tartışma.
Medya sektöründen haberler gazete sayfalarını ve köşelerini doldurmayı çok sever. Bu haberlerin kaçı halkı ilgilendiriyor, bir türlü anlamış deÄŸilim. Defalarca haber toplantılarına girdim, birçok muhabirin bir medya haberi için yanıp tutuÅŸtuÄŸunu gözlemledim. Bu bana nedense “Kendileri çalıp, kendileri oynuyor” sözünü hatırlatırdı…
Herneyse…
Bir dönem gazeteciliÄŸin heyecanına kendimi fena kaptırmıştım. Genç yaÅŸta popüler bir köşe yazmanın vermiÅŸ olduÄŸu gazdan olsa gerek birgün iyi bir gazeteci olacağımın, gelecekte Türkiye’nin en kaliteli Genel Yayın Yönetmen’lerinden biri olma hayallerini kurardım saf saf.
Hatta bir ara herÅŸeyi bırakıp tam zamanlı gazetede çalışma kararı almıştım ki birkaç kez direkten döndüm. (Åžimdi o günleri hatırladıkça derin bir “oh” çekiyorum.)
Sonradan Türkiye’deki medya sektörünün çalışma prensibini ve iç yüzünü çözünce bu dünyanın bana göre olmadığı gerçeÄŸi ile yüzleÅŸtim. Buna çökmekte olan bir gazetecilik modelini eklediÄŸinizde resim tamamlanıyordu.
Bunu çok sevdiÄŸim ve saygı duyduÄŸum o günün Zaman Gazetesi Genel Yayın Editörü, ÅŸimdinin Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü ve Zaman Köşe Yazarı Abdulhamit Bilici ile paylaÅŸmıştım. Abdulhamit Abi, “Nurettin, geleceÄŸin gazeteciliÄŸin senin gibi yeteneklere ihtiyacı var.” demiÅŸti.
O gün kendimi medyada tasfiye etmiştim zaten ben.
O güne kadar şimdiki o çok çok büyük köşe yazarların korkusu bendeniz de vardı. Neydi o korku? Birgün o köşeyi kaybetmek.
O günden sonra hiç umrumda olmadı. Karar vermiştim, gazetecilik yapmak istemiyordum artık.
Sadece uzaktaki aileme ve beni okuyan onbinlerce gence büyük bir heyecanla “Nurettin bugün ne yazmış acaba?” dedirtememek beni üzecekti.
Nitekim öyle oldu, ama olsun varsın…
Şimdi ufak bir kanalda program yapıyorum. Ama ondan da yakında ayrılım sanırım, çok sıkıldım.
Yine büyük bir gazetenin üniversitelerde dağıtılan ekinde yazıyorum, kendi şirketimin anlaşması üzerine.
İstesem sırf medyada olmak uÄŸruna esamesi okunmayan günlük bir gazetede ya da bir TV’de bulunurum, o imkana da birkaç kez sahip oldum. Ama ben kararımı vermiÅŸtim bir kere.
Amerika’da gazetecilikle baÅŸlamış sonra internet giriÅŸimciliÄŸine geçiÅŸ yapmış bir neslin Türkiye’deki devamıyım ve bundan çok mutluyum…
Åžunu biliyorum ki benim neslimin yetenekli genç gazetecileri bu konuyu çok düşündü: “Bize burada gelecek var mı?”
Benim gibi gerçekle yüzleÅŸince birçoÄŸu kendini tasfiye etti…
“Tasfiye edilecek gazete(ci)ler listesi”ne bunu da ekleseler iyi olur.
Çünkü unutmuşlar!