Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/nurettin/public_html/wp-includes/default-filters.php:175) in /home/nurettin/public_html/wp-content/plugins/postratings/postratings.php on line 825
2009 Şubat | Nurettin Özdoğan

Arama Sonucu

22/02/2009

Yan masadaki iki kişinin kariyergenç’i konuşması

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

bebekteki-kahvaltida-beni-okuyan-bayan.jpg

Bugün ortadogu ve balkanların en karizmatik ve en girişgen genç girişimcisi, Türkiye’de bluetooth denilince akla gelen ilk ismi Ömer Abi  ile Bebek’te kahvaltı yaptık. Bana girişimcilik ve satışla ilgili taktikler verirken yukarıdaki kareyi yakaladı.

Hemen kendisi Blackberry’sinden bu kareyi Friendfeed’e ve Twitter’a servis ederek web camiasının tartışmasına sundu şu cümleyle: “İşte o an!!! Nurettin’in arkasında oturan bayan, nurettin’in köşesini okuyor :))”

Otobüste, uçakta ya da cafede arkadaşımla otururken yanımdaki/arkamdaki kişinin köşe yazımı okuduğuna çoğu kez şahit oldum. Bu durumlarda kendimi saklayarak onların yüz ifadelerine dikkat ederim. Yazılarım mizahi bir uslupla yazıldığı için nerede tebessüm ettiklerine dikkat ederim uzaktan izlediklerimin. Hatta kesin şu cümleye gülmüştür diye kendimle bahse girerim. Çok ama çok enteresan bir duygudur…

Keza birkaç kişinin televizyon programlarımı izlerken ortamdan geçtiğim olmuştum. (Genellikle o ortamdan toz olurum)

Sadece okurken değil otobüste arkamdaki hiç tanımadığım iki kızın benim yazım üzerine konuşması espiriler yapması “Acaba nasıl biridir kendisi, yazılardaki gibi komik midir?” demesi beni bir önceki durakta inmemi sağlamıştır…

 Bugünkü olay çok enteresandı. Zira biliyorsunuz gazete yazılarıma ara verdim. Bebek’te arkamda oturan kadın benim 6 ay önceki yazımı okuyordu. (Peki, 6 ay önceki gazeteyi neden okuyordu?:)

Ömer Abi “Beğendin mi?” diye sormamı söyledi… Ben de güldüm geçtim zira utanırım:)

Hoş bir anıydı, mutlu etti beni…

Benim buna benzer başka bir hayalim var. Bunu sevdiklerimle ve bazı ekip arkadaşlarımla paylaşıyorum ara ara.

Bir cafede otururken yan masadaki hiç tanımadığımız iki gencin kariyergenç’i konuşması…

Biz de pür dikkat onlara kulak kesileceğiz… Belki de not alacağız…

Kariyergenç’in rüya takımı… Bunu yapabilir miyiz dersiniz?:)

Ben ilk cevabı veren olmak istiyorum: Bence yapabiliriz hatta yapacağız da…

22/02/2009

Her hayalin bir bedeli vardır…

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

Geçen hafta büyük bir şirketin üst düzey yöneticisi “Nurettinciğim acısız hayatın bir tadı yok. Her başarmak istediğin şeyin bir bedeli var.” dedi.

Ben bunu şu şekilde sadeleştirdim: “Her hayalin bir bedeli var.”

Zaten bu bedeli ödemeye hazır olanlar hayallerini gerçekleştiren insanlardır. Hayallerine tutkuyla tutunmayanlar bedel ödemeye de yanaşmıyor. Bedel ödemeden bazı şeyleri halledeceğimizi düşünürüz. Halbuki kocaman bir yalandır bu. Kendimizi kandırmaktan başka birşey değildir.

Bedel ödemek denilince akla gelen şeyler bellidir. Mesela benim aklıma direkt “girişimcilik” geliyor. Bana göre bedel ödemenin buz dağın görünmeyen tarafları vardır. Bir çırpıda aklıma gelenleri sıralayım isterseniz…

Anneniz babanız aileniz seni özlemiştir. Sen de onları çok özlemişsindir. Yanlarına aylardır gidemezsin. Dürüm-simit-ıslak hamburger yemekten daha iyi bir seçeneğiniz vardır annenizin güzel yemekleri gibi. Ama dediğim gibi her hayalin bir bedeli vardır.

Yaşınıza göre iyi para kazanıyorsundur. Hatta kendi çapınızda tanınırlığın da olabilir. Para-şöhret uyuşturucu gibidir, kolay kolay bırakamazsın derler. Bunlardan vazgeçmek belki bir bedeldir. Ama dediğim gibi her hayalin bir bedeli vardır.

Sevdiğin kıza sokaktaki insandan farkını göstermek istersin. Ona mutluluğun küçük bir demosunu göstermek istersin… Sirkeci’den uçurtma alıp adalarda onla birlikte uçurtma uçurtmak istersin. Sonra da boğaza karşı bir bankta ona önceliklerinden bahsederek “Her hayalin bedeli olduğunu” söylemek zorunda kalırsın. Ama dediğim gibi her hayalin bir bedeli vardır.

Arkadaşların/dostların seni arar sorar. Hatta belki de dünyanın bir köşesinden bile hatırlanırsın. Sen onları arayıp soramazsın. Belki de ihmal edersiniz istemeden. Sizin ne kadar vefalı olduğunuzu bildikleri için şaşırırlar. . Ve size kırılırlar. Hatta aralarından biri bugün bana değer veren arkadaşlarımla birlikteydim der. Birşey diyemezsiniz. Ama dediğim gibi her hayalin bir bedeli vardır.

Yanlış söyledim her hayalin bir bedeli değil birçok bedeli vardır…

Ve şairin de dediği gibi bu bedelleri ödemeye hazır olanlar hayallerine bir adım daha yakınlaşırlar…

gazi-mah.jpgzubeyde-ioo.jpg

Kasım ayından bu yana kariyergenç ile yatıp kalktığım için bana gelen tüm konferans taleplerini nazik bir dille ve utanarak reddediyorum. (Kariyergenç lansmanından sonra sanırım genç arkadaşlarımla daha iç içe olacağım.)

İnsan kendini anlatmaktan sıkılır mı? Çok garip ama ben bir haylice sıkıldım konferanslarda kendimi anlatmaktan. O bakımdan kariyergenç’i bir an önce başarıya taşımak ve artık kariyergenç’in ve kariyergenç ekibinin başarı öyküsünü anlatmak istiyorum kendimden çok.

2 aydır Türkiye’nin en kozmopolit mahallesi olan Gazi Mahallesi’ndeki Zübeyde Hanım İlköğretim Okulu’ndan Hülya hoca beni kaç kez aradı. Daha öncesinde de defalarca mail attı. Artık utandım ve bu kadar idealist bir öğretmenin gayretinden dolayı “hayır” deme lüksüm olamazdı. Zaten beni okulda öyle bir saygıyla ağırladılar ki inanın utandım. Hülya Hocan’nın şu söz beni bitirmişti zaten: “Onların sizin gibi rol model olabilecek bir abiye ihtiyacı var hocam.” (Ki ben buna değer miyim ondan emin değilim)

Ayrıca bu kadar idealist ve genç öğretmenin bir araya gelmesine o kadar çok sevindim ki hayata karşı umudum arttı. Düşünün beraber doğumgünü pastası bile kestik… Beni evimden aldılar ofisime bıraktılar. Hülya Hoca, Neslihan Hoca, Ümran Hoca, Fatih Hoca, Adnan Hoca, Serhat Hoca… Sizlere teşekkür ediyorum…

Gelelim öğencilere… Daha konferansa gelmeden bana birkaçı mail atmış. Okulun panolarında benim özgeçmişimin olduğunu gördüm. 8. sınıf öğrencilerine konuşma yapacaktım. Uzun zamandır bu yaştaki öğrencilerle bir araya gelmemiştim. En son 4 yıl önce bir kolejde aynı yaş grubuna olimpiyat ve proje yarışmalarında koçluk yapmıştım.

Yine de tedirgindim. Sonuçta ne anlatacaktım? Anlatacaklarım belki onları sıkabilirdi yakalamayabilirdi. Çocukların hemen hepsi benim hayatımı internetten araştırmışlar. Bırakın özgeçmişimi 1 yıl önceki yazdığım yazıları bile okumuşlar. Sorular hazırlamışlar. Ama görmelisiniz öyle böyle değil:)

Çok akıllıca sorulardı. Oldukça interaktif bir konferanstı. Onlar bana sorular sordular ben onlara sordum. Hayallerini sordum. Bu hayallerine kavuşmalarındaki endişelerini merak ettim. Ve bu engelleri nasıl aşabilecekleri noktasında biraz fikir vermeye çalıştım. O kadar eğlenceli geçti ki çocukların gözlerindeki o ışık birçok şeye bedeldi.

Çocuklar beni bırakmadı. Ofise geldiğimde birçok öğrenci bana çoktan mesaj atmıştı.

İçlerinden Ceren şöyle mesaj atmış: “Bugün bizim okula geldiğiniz ve bize o güzel dakikaları yaşattığınız için size çok teşekkür ediyorum.Siz bizim artık gerçekten KARİYER ABİMİZ oldunuz.Okulumuzdaki herkez sizi çok sevdi.Bidaha gelmenizi çok isterim artık benimde bir idolüm oldu o da sizsiniz.”

İlknur ise şöyle mesaj atmış: “Ne zamandır sizi okulumuza bekliyorduk sonunda geldiniz okulumuzun adı zübeyde hanım ilköğretim okulu sultan gazide belki hatırlarsınız ben sizin konuşmalarınızdan gerçekten çok fazla etkilendim tüm kararlarım sizin konusmanız dan sona değişti artık hep olumlu bakıyom herseye keşke dememek için size iş hayatınız da ve normal hayatınız da basarı ve mutluluk dilerim…”

Ne diyeyim ki bu stresli haftalarımda gözlerinizdeki ışık içimi ferahlattı çocuklar. Asıl ben size hayatınızda başarılar dilerim. Anlattıklarım umarım hayatınızda küçükte olsa fayda sağlar…

Dün ve önceki gün kariyergenç için Ankara’daydım.

Ankara’ya her gidişimde farklı duygular içinde kendimi buluyorum… Öyle dalıp gidiyorum uzaklara…

Ankara’da geçen küçük hikayelerimi toplasam sanırım ince bir kitap çıkar ortaya.

Mesela ben Ankara’daki soğuk devlet binalarına bayılıyorum. Bunu kime itiraf etsem, “Deli misin sen?” diyor. (Gerçi dün biraz çatlak vaziyette olan bir arkadaşıma söyledim o da ”Ben de çok seviyorum!” dedi:)

Ankara’ya gider gitmez ayağımızın tozuyla ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’ndeki Kemal Kurdaş Salonu’na girdim. Hayatımın ilk ödülünü o salonda almıştım. Lise 2′deydim. ODTÜ Robot Günleri Yaratıcı Gençler Buluş Şenliği Yarışması adlı saçma bir yarışmada saçma bir projeyle 3. olmuştum. (Hiç beklemiyordum, öyle ki ödülümü alırken sahneye sakız çiğneyen bir formatta çıkmıştım. Çocukluk işte!)

Hayatın enteresanlığı burada başlıyor. Kafileyle ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi çıkışında Başkent Öğretmenevi’ne gittik. Burası da hayatımda ilk defa tek başıma kaldığım oteldi.  Vazgeçtim orada kalmaktan. Yorgundum, Samet’i aradım. “Abi yanına geliyorum” dedim…

7. caddede buluştuk. Samet benim Genç Akademi’den beri arkadaşım. Kariyergenç’in beyin takımından. Dostluğumuz kariyergenç ile daha da pekişti. Dostum diye demiyorum, kendisi bir üniversite öğrencisinin gelebileceği en tepe yerlere gelmiş birisi. Bilkent Endüstri Mühendisliği’ni bu sene bitirecek. Yeni başarı hikayeleri için kolları sıvamış birisi. Ayrıca “Taksim bir dağsa…” felsefesini yaratmış bir filozof pardon mühendis:)

Şaka bir yana Kariyergenç’in hazırlık sürecinden beni en çok destekleyen ve bana inanan insanlardan biri  de Samet’tir hiç süphesiz… Hem bu denli başarılı hem de bu kadar fedekar bir arkadaşımın yanında olması ve buna kariyergenç için birlikte ter dökmeyi de eklediğimde kendimi şanslı hissediyorum.

Böyle arkadaşlarımın, dostlarımın olması hayata karşı beni daha da umutlandırıyor…

Bu olmasa belki bazı şeyler anlamsız gelirdi kimbilir… 

Hep Samet gibi insanlarla birlikte insanların tekrar tekrar okumaktan sıkılmayacağı bir başarı öyküsü yazmayı hayal ettim. Umarım bu hayalim gerçekleşir. (Samet, abi yapar mıyız dersin?)

Son bir şey: ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’ndeki Kemal Kurdaş Salonu’nda birşey hayal ettim: O ferah ve büyük salonda birgün kariyergenç’in başarı öyküsünü yüzlerce kişinin önünde anlatmayı…

Bu sefer söz veriyorum sakız çiğnemeden sahneye çıkacağım…