Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/nurettin/public_html/wp-includes/default-filters.php:175) in /home/nurettin/public_html/wp-content/plugins/postratings/postratings.php on line 825
2008 Kasım | Nurettin Özdoğan

Arama Sonucu

29/11/2008

Tak-tak takıntı: Risk alma takıntısı

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

“Ben artık bir girişimciyim.” dediğinizde sanki hayata karşı daha cesur oluyorsunuz. Bunu özellikle son 3 ayda daha bir hissettim.

Girişimcilik’in kelime anlamı sözlüklerde risk almayla açıklanır. Risk alabilen girişimcidir denir. Ben bu risk alma olayını ya accayip abarttım ya da içselleştirdim. Şöyle izah edeyim. Ben eskiden risk almaktan korkan, elimdeki birşeyi kaybettiğimde “Öldüm, bittim.” diye içten içe feryatlar geçiren bir elemandım. Ki düşünün en son Egon Zehnder’dan ayrılırken bile “Ayrılsam mı, ayrılmasam mı?” diye 5 ay düşündüm. (Daha abartısı 2 ay boyunca veda mektubumu nasıl yazacacağımı bile düşündüm.)

Şimdi nedense o özelliğimden eser kalmadı. Girişimcilik olayının cesaret olayı olduğunu idrak ettikten sonra bende bazı şeyler değişti. En kötü ihtimal Allah bir kapıyı kapatır başka bir kapı açar diyip yoluma devam ediyorum. Bunu demek risk almayı daha da kolaylaştırıyor.

Hatta patolojik derecede risk almaktan kaçınmıyorum. Birkaç basit örnek vereyim.

- En son Ayvalık’ta “Şeytan Sofrası” diye ada manzarası olan bir yere çıkmaya karar verdim. Arabayla gidiyorum, radyoda Yunan radyoları çalıyor. Hiçbir Türk radyosu çekmiyor. Yol tarifini aldığım kişilerden, boş boşuna çıkma orası ıssız kimsecikler yoktur dediklerinde ben ısrarla o tepeye çıkmak istedim. Yol aniden ıssızlanınca içimden bir ses geri vitese takıp geri dönmemi söylese de kendimi şu sözle ikna ettim: “Sen girişimcisin risk al” Sonuçta Şeytan tepesine çıktım. İyi ki de çıkmışım, gördüğüm en güzel manzaralardan biri.

- Gecenin bir vakti, 12′ye çeyrek kala. Zincirlikuyu’dan eve gideceğim… Otobüsün o saatte geçip geçmeyeceği konusunda hiçbir fikrim yok. Eğer taksiye binersem gündüz tarifesinden 10 YTL taksiye ödeyeceğim. Eğer 15 dakika içinde otobüs gelmezse taksiye binmek zorunda kalacağım  ve bu sefer gece tarifesinden 20 YTL vereceğim. Ben “Risk alıyorum otobüsü bekleyeceğim” diye gaza geliyorum. Ve 12′yi 1 geçe otobüs geliyor. 850 kuruşluk akbil basıp evime gitmenin yolunu böyle buluyorum.

Ve bunun gibi şu anda aklıma gelmeyen onlarca hikaye…

Kahramanların en belirgin ortak özelliği risk alma becerileriymiş. Ben de kahramanlara mı özeniyorum yoksa kahraman mı olmak istiyorum ondan emin değilim. Bunu zaman gösterecek.

26/11/2008

Girişim Günleri - Sevenload’ın gençlere katkısı

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

İnternet camiasında fikirleri ve analizleriyle birçok kişinin sevgisini ve güvenini kazanmış çok yakın bir arkadaşım var: Erhan Erdoğan.

Erhan uzun süredir webrazzi.com’da yazarlık yapmakta. Çeşitli şirketlere danışmanlık veriyordu. Şimdiki yeni görevi ise Avrupa’nın en büyük video-web tv şirketlerinden sevenload.com’un Türkiye evangalisti.

Bu haberi ilk duyunca çok sevinmiştim. Çünkü sevenload Avrupa’nın en vizyoner internet şirketlerinden biri.  Erhan da sevenload için Türkiye’de en doğru insan. Erhan’ın sevenlaod’da başarılı işlere imza atacağımdan hiç şüphem yok.

Erhan beni girişimcilik anlamında sürekli destekleyen en önemli kişilerden biri. Bu yüzden onun yaptığı işleri heyecanla izliyorum. Geçenlerde sevenload’da bir web tv kanalı açma teklifi yaptı. Biz de çok sevindik. Yakın bir zamanda www.kariyergenc.tv adresinden yayın yapacağız.

Bu arada güncel bir haberim var: Sevenload en son girişim günlerine sponsor oldu. www.girisimgunleri.com

Sevenload’ın desteğiyle 25 öğrenci bu etkinliğe ücretsiz katılabilecek. Detaylı bilgi burada: http://tr.sevenload.com/gruplar/PsIickG

26/11/2008

Edremit notları: Girişimcilik > İki dudak arası

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

Cumartesi sabahı ilk işim çok sevdiğim Haşmet Babaoğlu’nun Sabah’taki “Ya zeytin olmasaydı!” başlıklı yazısını okumak oldu. Hiç hesapta kitapta yokken o yazıyı okur okumaz zeytin diyarı Edremit’e gitmek istedim. Ve tabii bu çılgınlığı yaptım.

İlk önce Edremit’te oturan halamı aradım. Bana “Gel, hem çocuklar da sevinir” deyince daha bir cesaret buldum. Hemen bir otobüs bileti aldım ve terminale zor zor yetiştim. Uzun zamandır bir otobüs yolculuğu yapmıyordum, özlemişim.

Halamı ve kuzenlerimi çok özlemiştim. Hem onları ziyaret hem de ne zamandır yapmak istediğim kış tatili için bu güzel bir fırsat olabilirdi. Hem de o İstanbul’un stresinden biraz da olsa uzaklaşmak benim gibi yazan, çizen ve sürekli farklı şeyler düşünen birisi için olmazsa olmaz birşey. Hiç girişimci hele ki senin gibi daha yolun çook başında olan bir girişimci tatil yapar mı diyenlerinizi duyar gibiyim. Tabii ki yapmaz. Zaten ben de burada hem geziyor hem de bilgisayar başında çalışıyor haldeyim. Bir elimde ise cep telefonum.

Ha bu arada bir de çok yiyorum 2 gündür halam beni bir nazlıyor bir nazlıyor. Evde olan her ürün o meşhur Kaz Dağı ürünü. Sabah kahvaltısındaki o zeytinler, zeytin yağı ve böğürtlen reçeli harikaydı. Dün akçay sahilini gezmeye gttik, kokoreç yedik. Eve geldik mantı, pilav, kuru fasülye. Ardından Kaz Dağı’ndan gelme ada çayı, kestane vesaire vesaire. Harikaydı…

Halam öğretmen. (Öğretmenler gününü kutlamak için yanına geldim diyorum, inanmıyor.) Eniştem ise bir bürokrat.

Dün bahsediyorum enişteme aynen şu satırlar: “Valla enişte biraz hayata erken atıldım. İyi kötü sonuçlar aldım. Bunun bedelini de bazı zamanlar ödedim. Ama sanırım ne yapmak istediğimi, neyden heyecan duyduğumu anladım. Ben girişimci olmalıyım. Ne medya sektörü, ne yöneticilik ne de başka birşey.  Ben girişimci olmalıyım. Ve oldum da… Belki de kimbilir “iki dudak” arasına bakmak istemediğimden bu yolu seçtim… Çünkü ne kadar başarılı da olsan, yaptığın işte iyi niyetli de olsan hatta arkanda seni destekleyen büyük kitleler de olsa herşey bir yere kadar… Ben bunu anladım…”

Böyle bir özet geçtikten sonra, kendisinin halini hatrını sordum: “Eee siz napıyorsunuz, yeni görevinizde neler yapıyorsunuz?”

Bana cevabı şöyle oldu büyük bir cesaretle:) “O bahsettiğin ‘iki dudak’ varya işte ben o’yum.”

Hep birlikte kahkahalar attık güzel bir espiriydi ve benim de artık üniversitelerde keyifle anlatacağım bir anektodum daha vardı…Edremit, ayvalık, Akçay, Cunda adası ve Kaz Dağları macerama kaldığım yerden devam edeceğim…

Ben şimdi Kaz Dağları’na doğru yol almak üzere dışarı çıkıyorum…  

Konuşma yapmak için üniversitelerden çok sayıda davet alıyorum ama gidebildiklerim maalesef çok kısıtlı. Ama yeni girişimim sayesinde bayağı bir üniversiteyi gezeceğim aşikar.

Çarşamba günü girişimcilik üzerine konuşma yapmam için Kocaeli Üniversitesi’nden AIESEC beni davet etti. Böyle anlattığıma bakmayın, girişimcilikten ziyade beni girişimciliğe sürükleyen nedenleri ve girişimcilikten ne anladığımı anlattım. Zira girişimciliği anlatıyorum desem benim için çok iddialı bir söz olacak:) Zira ben daha yolun başında olan genç bir girişimciyim.

Aslında ben topluluğa karşı konuşma özürlüsü birisiyim. Ve bununla da yer yer eleştirilen bir adamım:) Olsun daha yaşım 22 diyor geliştiririm diyor geçiyorum. Ancak kendimi rahat hissettiğim yer ve zamanda çok güzel bir konuşma yapabiliyorum. Hatta buna ben bile inanamıyorum, nasıl oldu diye dumura uğruyorum.

Kocaeli Üniversitesi’nde kendimi çok rahat hissettim. Bu sayede keyifli komik bir sunum oldu. Sunumdan sonra soru yağmuruna tutuldum. Çıkışta ayaküstü de olsa birçok arkadaşla sohbet etme fırsatı buldum. Hayallerini, endişelerini dinleme fırsatı yakaladım. Fotoğraflar çekildik. İstanbul’a döndüğümde mail kutuma düşen mesajlar beni çok mutlu etti.

Olay sadece benden kaynaklanmıyordu, zira dinleyici kitlesi de çok bilinçli sıcak ve hoşsohbetti. Çok mantıklı sorular sordular. Onların enerjisi bana yansıdı. Tek sorun konuşmamın başında “Kaç kişi girişimci olmak istiyor?” soruma salondan 3-5 elin kalkmasıydı. Herneyse…

Neler paylaştım meselesine gelirsek;

- “Yağ satarım, bal satarım ustam öldü ben satarım…” felsefesini anlamıyorum. Ne yani illa usta mı ölmek gerekiyor bal satmak için. Gençlerin büyük işlere imza atmasının zamanı geldi de geçiyor. Bu da sanırım girişimcilikle olur. Sırf gençlere güvenmeyen insanlara kapak olması için başarılı girişimlere imza atmamız gerekiyor. Bu belki beni en çok kamçılayan şey.

- Bu yaşte risk alamazsam bir daha hiçbir yaşta risk alamam. Çünkü…

- Girişimci olmak mütevaziliği kesinlikle gerektiriyor. En son ev arkadaşımın akbilini çalmıştım…

- İlk İstanbul’a geldiğimde hayalim sadece 4. sınıfta boğaz manzaralı bir plazada ofisi olan bir şirkette staj yapıp sonra o şirkete kapağı atmaktı. Bu hayal 2. sınıfta oldu. Şimdi ise ne böyle bir hayalim kaldı ne de plazalara sevgim… Hayat çok garip.

- Benim en büyük şansım başarılı girişimcilerin öykülerini onların ağzından dinlemem. Bir de dünyadan ve Türkiye’den çok sayıda başarılı girişimcinin öyküsünü okudum. İnsan başarı öyküsü okudukça, dinledikçe buna benzer bir öykü yazmaya hevesleniyor…

- Ne para ne şöhret ilk önce bir öykü yazmak zaten bu öyküyü yazdıktan sonra para da şöhrette arkasından geliyor.

Ve daha birçok şey. Umarım birgün başarılı girişimlere imza atarız da işte o zaman başarılı bir girişimci olarak gençlerle deneyimlerimizi üniversitelerde paylaşırız. Umarım o günler gelir…

Şu anda beni heyecanlandıran iki şeyden biri bu.

Şu anda Japon yapımı bir müzik kutusunun sesiyle rahatlıyorum. Zor bir dönem…

Ne diyelim, Nietzche’nin dediği gibi “Öldürmeyen şey güçlendirir…”