Arama Sonucu
Büyüyünce ne olacağım’ı buldum!
Köşe yazılarımda o kadar meslek seçimi ile ilgili yazı yazdım. Kendilerini aydınlattığımı söyleyen birçok okur arkadaşımdan teÅŸekkürler, telefonlar aldım. Ama… Ama kendimi bir türlü aydınlatamadığımı kimseye söyleyemiyordum. Bu bir korku filmi olsa gerilim müziÄŸi iÅŸte burada baÅŸlardı… Åžaka ÅŸaka:)
Abi ben ne olmak istemedim ki 22 yıllık yaÅŸamımda…
Çocukken itfaiyeci olmak istiyordum. Çünkü o zamanlar bizim evimizin arkasında itfaiye vardı. Çok hoşuma giderdi. Halbuki ateşten de çok korkarım.
Ortaokulda ve lisede kaç meslek değiştirdim saymadım sayamadım.
Üniversiteyi ilk kazandığım ise  dedem bana ”Sen mektebi bitirince defter mi tutacaksın?” diye sormuÅŸtu. O soruyla birlikte benim ‘meslek seçimi’ karmaÅŸam baÅŸlamıştı.Â
Bir ara dedim:Ben kendimi STK’lara adadım. Az para da alsam dünyanın 4 bir yanında gönüllü olarak çalışacağım. Karnım doysa yeter. İnsanların yüzü gülsün bana yeter. Dedim. Sonra baktım çok güvendiÄŸim, gecelerimi gündüz ettiÄŸim bir STK’dan tekme yedim.
Bir ara dedim: Ben mutlaka gazeteci olacağım. Editör olacağım. Çok güzel gazeteler dergiler çıkartacağım. 6 ay bazı cumalar gazetede sabahladım. I-ıh bana göre değil.
Bir ara dedim: İsminden çok söz ettiren bir reklamcı olacağım. Yazdığım reklam metinlerini, jingle’larını, bebeler bile söyleyecek. Türkiye’nin en ünlü reklamcılarıyla tanıştıktan sonra vaz’caydım’! Sonra senarist olacağım dedim. Ondan neden vazgeçtim hatırlamıyorum.
Bir ara dedim: Çok iyi bir yazar olacağım. Gazetelerde yazacağım. Bunun yanında kitaplar yazacağım. Dünyayı gezerek yazılar yazıcağım. Sonra… Sonrasını boÅŸverin yav.
Bir ara dedim: Ben yabancı bir şirkette üst düzey yönetici olacağım. İlk başta çaylak olarak başlıyacağım sonra 15 yıl sonra o şirkette CEO olacağım. Hatta Başarılı Türk yönetici olarak ismimden söz edilmesini istedim. CEO olmak uzun maraton koşusu yani 15.000 kişilik bir şirkete giriyorsun. Artık 15-20-25 yılda o 14.999 kişiyi geçmek için çabalıyorsun. Tembel olduğumu anladım, vazgeçtim.
Ve evreka, buldum!: Geçen Mayıs’te İTÜ’nün e-fikrim yarışmasında 1. oldum. Türkiye’nin en baÅŸarılı internet giriÅŸimcileri benim jurim oldu. Onlarla tanıştım. Ve bu alanda Türkiye’de hemen hemen herkesi kısa sürede tanıdım.Â
Sonra geriye dönüp baktım ki, benim yaptığım ÅŸey bir anlamda ‘giriÅŸimcilik’miÅŸ. EÄŸer bir kaç sonuç aldıysam bir iÅŸe giriÅŸtiÄŸimden dolayıymış. Bunu anladım.
Bu yazıyı okuyan sen daha çok fikir deÄŸiÅŸtirirsin dese de… Ben aklıma koydum. Hayalim kendi projelerimi gerçekleÅŸtirip bir baÅŸarı öyküsü yazmak… Ve bunları benim arkamdan gelen gençlere sunmak…
Daha sonra deneyimlerimi paylaÅŸmak… Onların fikirlerini önemseyerek maddi manevi desteklemek… Bundan önce yapmayı istediÄŸim ÅŸeyler var:
Mesela San Francisco’ya gidip 2 yıllığına yerleÅŸmek!
Yok abi yok, siz “Sen daha çok fikir deÄŸiÅŸtirirsin Nurettin” deseniz de. Ben ak-lı-ma koy-dum!:))
Demokrasi kuÅŸağı’ndaki konuÅŸma-m
SaÄŸ olsun çoÄŸu üniversite, STK, özel okul filan beni konuÅŸmaya davet ediyor. Özellikle Anadolu’dan acayip ÅŸekilde davet alıyorum ancak ofisten izin almam zor olduÄŸu için gidemiyorum. Keza İstanbul’da da. Çok keyifli oluyor okur arkadaÅŸlarımla bir araya gelmek. Ama… Ama iÅŸte neredeyse 1 günümü aldığı için onun hazırlanması, ulaşımı taktimi vesaire… Pek tercih ettiÄŸim birÅŸey deÄŸil. PaylaÅŸmayı çok seviyorum ancak gazete, televizyon hatta ÅŸekil 1a’da görüldüğü gibi internet gibi mecralarda geniÅŸ kitlelere ulaÅŸtığım için zaten yeterince bir paylaşımda bulunuyorum. Zaten beni takip eden gazeteden etsin. Oradaki yazdıklarımdan fazla birÅŸey söylemiyorum konferanslarımda…
Cuma günü kaç ay önceden söz verdiÄŸim için Bilgi Üniversitesi’nde demokrasi kuÅŸağı eÄŸitiminde konuÅŸmacıydım. Biraz da vefa borcundan gittim konuÅŸma yapmaya. Baya bir okur arkadaşımda vardı. Konu bu sefer ne kariyer, ne staj, ne mülakat teknikleri, ne üniversite yaÅŸamı, ne uluslararası ÅŸirketlerde kariyer idi… Konu “Kendi hayatım”dı. Takdir edersiniz ki en iyi bildiÄŸim konu:) Ancak iÅŸte kendini anlatmak çok zor birÅŸey. Rahatsız edici… Utanıyor insan.
Başımda geçenleri anlattım kısa bir ÅŸekilde. Nasıl 22 yaşında bir dünyanın en büyük danışmanlık ÅŸirketinde çalıştığımı… Bir gazetede köşe yazarı olduÄŸumu… Hatta televizyon programı yaptığımı falan filan…
Arkadaşın biri çok sanslı olduÄŸumu söyleyerek siz gençlere örnek olabilir misiniz ki diye bir soru yöneltti. Açıkcası ilk baÅŸta sevindim ben ki kendimi dünyanın en talihsiz insanlarından biri sanardım:) Açıklamaya çalışsam da sanırım pek cevabım tatmin olmadı. En yakın arkadaşım Yakup söz aldı: “Ben Nurettin’i popüler olmadan önce de tanıyordum. O insanlar gezer tozarken, uyurken o gece 3′e kadar çalışırdı, bir yerlere mail yollardı. Åžimdi bir proje üzerine çalışıyor o da baÅŸarılı olursa yine insanlar ‘ÅŸans’ diyecek. Ama kimse bilmiyor ki Nurettin iÅŸten gelir gelmez saatlerce o proje için çalışıyor, business plan yazıyor.” Duygulandım. GözyaÅŸlarım içimde ceyhun oldu.
Bir hanımefendi ise eleÅŸtiriye çok açık olduÄŸunuzu sanıyorum dedi. Hanımefendi diksiyon kursuna yazılmamı tavsiye etti. Televizyon sözcüğünü söyliyemiyormuÅŸum. Falan filan’ı da çok kullanıyormuÅŸum falan filan:))) Hakikaten önceki gün düşünmüştüm bunu. Hitap etme konusunda bir iddiam yok zaten. Bu konuda baÅŸarısızım evet. Geçenlerde yeni birÅŸey öğrendim: Sesli okuma yaparsam bu konuda baya yol katedermiÅŸim. Bunu uygulayacağım.
Ukala olamıyorum. Ben yaptım oldu diye böbürlenemiyorum. Şımaramıyorum. Artistçe davranamıyorum. Napayım elimde değil. Ben böyle istiyorum. Evet belki bu işin raconu böyle. Ama ben böyle mutluyum. İlla bir gazetede yazmak televizyonda çıkmak başarı göstermek bunları yapıyorum diye mütevaziliğimden vazgeçmem. Vazgeçemem. Bana büyüklerim annem babam bunu öğretti. Zaten bunlar umrumda da değil. Bugün bunları yaparım yarın başka birşeyler yaparım. Benim en büyük amacım değer yaratmak, faydalı olmak ve gençlere rol model olmak. Özetle hikaye yazmak.
Ama iÅŸte burası Türkiye. En sıradan içi boÅŸ insanlar bile artist. En ufak bir title sahibi olan bile ukala. Enaniyet sahibi. Belki böyle kiÅŸilerden sıkıldığım için mütevazi olmak beni daha mutlu ediyor. Bir de ÅŸunu çok iyi biliyorum: Türkiye’de baÅŸarı en büyük günahlardan biri. Burada,
Ya baÅŸarıya karşı derin bir sessizlik vardır. Ya baÅŸarıyı magazinleÅŸtirerek deÄŸersizleÅŸtirmek vardır. Ya da hasetten çatlayacak halde baÅŸarılı kiÅŸiyi pes ettirmek vardır.. Helal olsun ya adam yapmış diyen çok azdır…
Benim en büyük üzüntüm ise biz gençlerdeki “bu adam baÅŸarılı olduysa ya torpil vardır o da yoksa çok ballı adamdır” düşüncesi. Bu fikir bize nasıl empoze edilmiÅŸ bilemiyorum… Anlıyamıyorum..
Herneyse… İşte öyle arkadaÅŸlar. Öyle bu yazıyı Akdeniz’e bakarak yazıyorum… Ara sıra gülümseyerek. İç çekerek… Bu yazıyı yazdığım sırada yukarıda bahsettiÄŸim konferanstaki bir dinleyici arkadaşım ÅŸunları yazmış…
“Seni uzun bi süredir takip ediyorum aslinda.Ailenle ilgili yazdiklarindan cok etkilenmiÅŸtim.Ve sana yazmaya cesaret edemedim.Hani yazsamda maillerine bile bakmazsin sanmiÅŸtim.Ama o gun geldiÄŸinde yaptiÄŸin konuÅŸmalar, sözlerin… sicak geldin bilmiyorum ,etkiledi beni.”
Acaba yanlış mı yapıyorum dediÄŸim sırada doÄŸru olduÄŸumu farkettiren bazı ÅŸeyler beni o kadar mutlu ediyor ki. Tarif etmesi imkansız… Orada olan tüm arkadaÅŸlara teÅŸekkür ediyorum buradan.
Akdeniz’e bakarak bu yazıyı yazıyorum. 3 senedir Mersin’e gelmiyormuÅŸum. Hatta kardeÅŸim 3 sene önceki resimlerimizi bilgisayardan buldu baktık. Aynı balkon, aynı site, aynı havuz, hatta misafir olduÄŸumuz Perihan Teyze ve Burhan Abi’nin üstündeki aynı t-shirt…
Zaman ne kadar hızlı geçiyor dememe gerek varmı… Çok deÄŸiÅŸmiÅŸim çooook. HerÅŸey deÄŸiÅŸiyor. Fikirler, düşünceler, hayaller… Amaaan neyse ya son biÅŸi bugün arabayla geçerken bi tabela gördüm: “Akkum gençlik kampı” Orta iki öğrencisiyken tek başıma gitmiÅŸtim o kampa. Hatta 1 hafta parasız kalmıştım, o aklıma geldi:))
Buraya hayatımdaki en çok sevdiklerim için geldim tatile filan deÄŸil: O Y S ve G için… Tatil bana haram abi:)


